Gezi Direnişi'nin Hatay'daki Kalesi: Armutlu
Gezi direnişi, Taksim’den başlayıp ülkenin her köşesine
yayılan, hatta dünyanın birçok yerinde ses getiren Türkiye’nin dönüm
noktalarından biri olacak “Artık yeter!” haykırışıydı.
Gezi direnişinde sağcı-solcu yoktu, Gezi direnişini A partisi ya da B örgütü organize etmedi ya da önceden planlanmadı… Gezi direnişi, başlangıçta çevre katliamına karşı dikta uygulamalara bir tepki olarak hortlasa da yıllarca ötekileştirilen, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanan, AKP diktatörlüğü tarafından her türlü baskıya, şiddete, ayrımcılığa uğrayan halk için bir kırılma noktasıydı.
Armutlu’da eylemler sürekli direniş şeklinde olmadı. Bazı özel günler belirlenerek, eylemlerden zarar gören Armutlu esnafından alışverişler yapılarak esnafa sahip çıkıldı. Yine direnişlerin ara ara sürdüğü Ramazan ayında, bir gün Armutlu mahallesinde “Yeryüzü Sofrası” adlı bir etkinlik düzenlenerek yere yüzlerce metre sofralar açılarak yine halkın kendi getirdiği yemeklerle din adamlarının katılımıyla iftarlar açıldı.
Hatay barışın, kardeşliğin, hoşgörünün kenti olmaya devam edecek. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı ve Musevi’siyle birbirine kardeşlik zinciriyle bağlı bu kentteki barış ortamını kimsenin bozmasına izin verilmeyecek. Armutlu baskılara, dikta uygulamalara, zulme karşı boyun eğmeyecek, faşizme geçit vermeyecek. Ve 3 canımızın katillerinden hesap sorulana kadar direnişimiz hayatın her alanında sürecek.
Direnişlerimiz, haykırışlarımız, çığlıklarımız barış uğruna…
“Yurtta barış, dünyada barış!”
Bu yazı yazar Nazım Sılacı'nın "Sinop'tan Gezi'ye Sesli İtiraz" adlı Gezi Direnişi'ni anlatan kitabında yayımlanmıştır.
Gezi direnişinde sağcı-solcu yoktu, Gezi direnişini A partisi ya da B örgütü organize etmedi ya da önceden planlanmadı… Gezi direnişi, başlangıçta çevre katliamına karşı dikta uygulamalara bir tepki olarak hortlasa da yıllarca ötekileştirilen, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanan, AKP diktatörlüğü tarafından her türlü baskıya, şiddete, ayrımcılığa uğrayan halk için bir kırılma noktasıydı.
Türkiye tarihinin en geniş çaplı
kitlesel eylemi olan Gezi direnişinde, nasıl ki İstanbul’da eylemin merkezi
Taksim ise, memleketim Hatay’da direnişin kalesi Armutlu’ydu. Gezi direnişinde
Hatay’ın rolü çok önemli, aynı zamanda kritikti. Hatay 3 farklı dinden, farklı
mezheplerden insanın bir arada yaşadığı, kültürlerin harmanlandığı, barışın ve
hoşgörünün kenti olarak bilinir, bu açıdan önemlidir. Fakat AKP hükümetinin
yanlış Suriye politikasından dolayı Suriye’den binlerce mültecinin Hatay’a
sığınması, daha kötüsü dünyanın en azılı teröristleri olarak bilinen El Kaide
üyelerinin Hatay’a yerleşip Suriye’ye geçişleri buradan sağlaması işin kritik
yanıydı. İşte Hatay tam bu kritik süreçten geçerken Gezi direnişinin Hatay’daki
merkezi Armutlu oldu.
Armutlu Mahallesinde yaşayan insanların çoğunluğu Alevi olduğu için, bu direnişin Hatay’da Alevi-Sünni çatışmasına yol açacağı tehlikesi dillendirildi. Ancak, Gezi direnişi Taksim’den Armutlu’ya sıçradığında bizim eylem sırasında ilk tanık olduğumuz, kadınların sayısının bir hayli fazla olması ve Antakya’nın diğer mahallelerinden, çevre köylerinden insanların Armutlu’ya gelerek Alevisi, Sunnisi ve Hıristiyan yurttaşlarıyla birlikte direnişe destek vermesiydi. Gezi Direnişi başlamadan çok kısa süre önce Hatay Reyhanlı’da teröristler tarafından bombalı saldırı gerçekleşmiş ve 55 kişi hayatını kaybetmişti. Armutlu’daki eylemlerde ilk göze çarpan “Reyhanlı acısını paylaşan, Reyhanlı halkını destekleyen” pankartların olması, Alevi-Sünni kardeşliği sloganlarının atılması ve mahallenin her köşesine, evlerin balkonlarına Türk bayrakları ve Atatürk resimlerinin asılmasıydı. Yani yandaş basının vurguladığı gibi Hatay’da Gezi direnişi Alevi-Sünni çatışmasını tetiklemedi, tetikleyemezdi zaten Hatay’ın kültürü, yüzyıllardır birbirimize bağlanmış olan barış zinciri buna izin vermezdi.
Armutlu’daki direniş Taksim’i aratmıyordu, gaz bombaları mahallenin üzerine yağmur gibi yağıyordu. Fakat Armutlu ruhu canlanmıştı. Gaz bombalarının sayısı arttıkça, direnişe katılan insan sayısı da artıyordu. Armutlu ruhu derken kısaca bahsedeyim, benim yaşım yetmez ama anlatılanlara göre 80’lerden beri Armutlu direnişin kalesi olmuş devrimci bir yapıya sahip. Baskıcı zihniyete karşı sürekli eylemlerin yapıldığı ve polislerin mahalleye hiç giremediği anlatılır. Yine öyle oldu, Armutlu’nun girişine barikatlar kuruldu. Ama bu barikatlar polis barikatlarına benzemez! Barikatta ne mi vardı? Ne yoktu ki; evlerden indirilen koltuk takımları, çekyatlar, çamaşır makinesi, küvet…
Her gün, her gece direniş sürdü Armutlu’da. Mahallenin girişine barikatlar kurulurdu ve halk direnişe geçerdi. “Anlatılmaz yaşanır” ifadesi tabiri caiz ise burası için uygun: Bir savaştan kesitti, her gece. Mahalleyi bir kale düşünün, barikatları da kale surları. İki taraf var; bir kaleyi ele geçirmek isteyenler, bir de kaleyi koruyanlar. İktidarın polisi kaleyi ele geçirmek için surları aşmaya çalışıyor, halk kale düşmesin diye elinden gelenin fazlasını yapıyor. Yıkılan barikatlara evlerden yeni bir çekyat daha geliyor. Gaz bombaları bitmek tükenmek bilmiyor. TOMA’lar tazyikli sularla halkın üstüne gitmeye çalışıyor, ama gidemiyordu. Armutlu’ya giriş hafif yokuştur, TOMA’lar çıkamasın diye yollara yağlar dökülürdü. Direnişin ilk günleri iktidarın polisi Armutlu’ya giremedi. Bu bir zaferdi, bu zafer Armutlu halkının her geçen gün güçlenmesini sağlıyordu. Mahalleli geç saatlere kadar direniyor, gençler sokaklarda mahalleyi koruyor, yaşlılar balkonlardan gaz bombalarına karşı direnişçilere limon, su atıyor...
Armutlu Mahallesinde yaşayan insanların çoğunluğu Alevi olduğu için, bu direnişin Hatay’da Alevi-Sünni çatışmasına yol açacağı tehlikesi dillendirildi. Ancak, Gezi direnişi Taksim’den Armutlu’ya sıçradığında bizim eylem sırasında ilk tanık olduğumuz, kadınların sayısının bir hayli fazla olması ve Antakya’nın diğer mahallelerinden, çevre köylerinden insanların Armutlu’ya gelerek Alevisi, Sunnisi ve Hıristiyan yurttaşlarıyla birlikte direnişe destek vermesiydi. Gezi Direnişi başlamadan çok kısa süre önce Hatay Reyhanlı’da teröristler tarafından bombalı saldırı gerçekleşmiş ve 55 kişi hayatını kaybetmişti. Armutlu’daki eylemlerde ilk göze çarpan “Reyhanlı acısını paylaşan, Reyhanlı halkını destekleyen” pankartların olması, Alevi-Sünni kardeşliği sloganlarının atılması ve mahallenin her köşesine, evlerin balkonlarına Türk bayrakları ve Atatürk resimlerinin asılmasıydı. Yani yandaş basının vurguladığı gibi Hatay’da Gezi direnişi Alevi-Sünni çatışmasını tetiklemedi, tetikleyemezdi zaten Hatay’ın kültürü, yüzyıllardır birbirimize bağlanmış olan barış zinciri buna izin vermezdi.
Armutlu’daki direniş Taksim’i aratmıyordu, gaz bombaları mahallenin üzerine yağmur gibi yağıyordu. Fakat Armutlu ruhu canlanmıştı. Gaz bombalarının sayısı arttıkça, direnişe katılan insan sayısı da artıyordu. Armutlu ruhu derken kısaca bahsedeyim, benim yaşım yetmez ama anlatılanlara göre 80’lerden beri Armutlu direnişin kalesi olmuş devrimci bir yapıya sahip. Baskıcı zihniyete karşı sürekli eylemlerin yapıldığı ve polislerin mahalleye hiç giremediği anlatılır. Yine öyle oldu, Armutlu’nun girişine barikatlar kuruldu. Ama bu barikatlar polis barikatlarına benzemez! Barikatta ne mi vardı? Ne yoktu ki; evlerden indirilen koltuk takımları, çekyatlar, çamaşır makinesi, küvet…
Her gün, her gece direniş sürdü Armutlu’da. Mahallenin girişine barikatlar kurulurdu ve halk direnişe geçerdi. “Anlatılmaz yaşanır” ifadesi tabiri caiz ise burası için uygun: Bir savaştan kesitti, her gece. Mahalleyi bir kale düşünün, barikatları da kale surları. İki taraf var; bir kaleyi ele geçirmek isteyenler, bir de kaleyi koruyanlar. İktidarın polisi kaleyi ele geçirmek için surları aşmaya çalışıyor, halk kale düşmesin diye elinden gelenin fazlasını yapıyor. Yıkılan barikatlara evlerden yeni bir çekyat daha geliyor. Gaz bombaları bitmek tükenmek bilmiyor. TOMA’lar tazyikli sularla halkın üstüne gitmeye çalışıyor, ama gidemiyordu. Armutlu’ya giriş hafif yokuştur, TOMA’lar çıkamasın diye yollara yağlar dökülürdü. Direnişin ilk günleri iktidarın polisi Armutlu’ya giremedi. Bu bir zaferdi, bu zafer Armutlu halkının her geçen gün güçlenmesini sağlıyordu. Mahalleli geç saatlere kadar direniyor, gençler sokaklarda mahalleyi koruyor, yaşlılar balkonlardan gaz bombalarına karşı direnişçilere limon, su atıyor...
Direnişe iktidarın polisinin müdahalesi gün geçtikçe sertleşiyor, çevik kuvvet sayısı, TOMA ve
Akreplerin sayısı her gün artıyordu. Armutlu’da direniş genelde akşamüstü
başlardı ve gece geç saatlere kadar sürerdi. Polisler mahalleye hiçbir zaman
giremedi, sadece Akreplerle ara sokaklardan mahalleye girip halkın üzerine
acımasızca saldırmaya başladılar. Akreplerden halkın üzerine gaz bombaları
sıkılıyordu. Bir gece TOMA’lardan biri mahallenin içine henüz girmişti ki,
binanın çatısından TOMA’nın üstüne su deposu atılarak TOMA’nın mahalle
içerisine ilerleyişi engellenmişti. İktidarın polisi Armutlu’yu abluka altına almaya
başladı. Gün içerisinde mahalleye giden yollarda, iktidarın polisi tarafından yollar
kesilip araçlar aranıyor, yaya geçenlere kimlik kontrolü yapılıyordu. Armutlu
mahallesindeki abluka sıkıyönetim uygulamalarını aratmıyordu. Bazen iktidarın polisinin yetersiz kaldığı durumlarda takviye jandarma ekipleri geliyordu.
3 Haziran günü Armutlu’da Akrepler mahallenin içinde halka saldırıyordu. İnsanların üzerine öldürmek istercesine gaz bombaları sıkılıyordu. Ve o gün acı haberle sarsıldık, aynı lisede beraber okuduğum Abdullah Cömert, Armutlu’da bir ara sokakta Akrepten yakın mesafeden atılan gaz bombası kapsülüyle başından vurularak öldürüldü. Abdocan’ın öldürülmesi Hatay’ı yasa boğdu. Armutlu direnişi 1 can eksilse de bütün şiddetiyle sürdü, katillerden hesap sorulmalıydı. O günden sonra direnişe farklı bir anlam gelmişti, her gece Abdocan’ın vurulduğu yerde anma etkinlikleri düzenleniyordu. 10 Temmuz tarihinde Hatay ikinci acı haberle sarsıldı Anadolu Üniversitesi’nde okuyan Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki eylemlerde uğradığı saldırıda başına aldığı darbeden dolayı hayatını kaybetmişti. Hatay bu ikinci acıyı nasıl kaldıracaktı, canımızdan bir can daha gitmişti. 9 Eylül tarihinde ODTÜ’ye destek eyleminde Ahmet Atakan’ın binanın çatısından düşerek hayatını kaybetmesi bizi daha da derinden sarsmıştı. Yine aynı lisede beraber okuduğum Ahmet Atakan çatıdan nasıl düşerdi? Başından gaz kapsülüyle vurularak mı düşmüştü, biri aşağıya mı itmişti, dengesini kaybedip mi düşmüştü? Bütün bu ihtimaller konuşuldu, fakat ne fark ederdi ki! Bu 3 can ne uğruna öldü? Bizi asıl ilgilendiren 3 canımızın nasıl öldüğü değildi. Onlar haksızlığa karşı boyun eğmeyip özgürlükleri için, eşitlik için AKP diktatörlüğüne karşı direnirken öldürüldüler. 3 direniş şehidimizin cenazelerine binlerce kişi katıldı, onları son yolculuklarına uğurlarken söz verildi, katillerden hesap sorulacaktı. 3 acılı ailenin canından can gitmişti, evlatlarını kaybetmenin acısını onlardan başka kim o kadar derinden yaşayabilirdi ki! Acılı aileler artık daha fazla ölüm yaşanmasını istemiyordu. Armutlu halkı Gezi direnişinde çok ağır bedeller ödedi. O günlerden sonra ailelerin isteği ve mahalle büyüklerinin araya girmesiyle direniş farklı boyutlara taşındı. İktidarın polisi ile çatışmalara girmek yerine, Abdullah Cömert’in ve Ahmet Atakan’ın hayatlarını kaybettiği yerlerde anma etkinlikleri düzenleniyordu.
Abdullah Cömert’in anısına, Hatay’ın Samandağ ilçesinden Antakya’ya Abdocan’ın evine kadar kilometrelerce barış zinciri oluşturularak dalından koparılan gül elden ele getirilip Abdullah’ın annesine verilerek anlamlı bir anma etkinliği yapıldı. Ahmet Atakan’ın ailesi tarafından “Sessiz Yürüyüş” adında bir anma etkinliği organize edildi, hepimiz siyah giyinip ellerimizde karanfillerle Ahmet’in vurulduğu yerden mezarına kadar sessiz, saygı yürüyüşü gerçekleştirdik. Yine Ahmet Atakan’ın ailesi tarafından organize edilen “Dilek Feneri” etkinlikleriyle bir gece aynı saatte Hatay’ın tüm noktalarından havaya dilek fenerleri bıraktık.
3 Haziran günü Armutlu’da Akrepler mahallenin içinde halka saldırıyordu. İnsanların üzerine öldürmek istercesine gaz bombaları sıkılıyordu. Ve o gün acı haberle sarsıldık, aynı lisede beraber okuduğum Abdullah Cömert, Armutlu’da bir ara sokakta Akrepten yakın mesafeden atılan gaz bombası kapsülüyle başından vurularak öldürüldü. Abdocan’ın öldürülmesi Hatay’ı yasa boğdu. Armutlu direnişi 1 can eksilse de bütün şiddetiyle sürdü, katillerden hesap sorulmalıydı. O günden sonra direnişe farklı bir anlam gelmişti, her gece Abdocan’ın vurulduğu yerde anma etkinlikleri düzenleniyordu. 10 Temmuz tarihinde Hatay ikinci acı haberle sarsıldı Anadolu Üniversitesi’nde okuyan Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki eylemlerde uğradığı saldırıda başına aldığı darbeden dolayı hayatını kaybetmişti. Hatay bu ikinci acıyı nasıl kaldıracaktı, canımızdan bir can daha gitmişti. 9 Eylül tarihinde ODTÜ’ye destek eyleminde Ahmet Atakan’ın binanın çatısından düşerek hayatını kaybetmesi bizi daha da derinden sarsmıştı. Yine aynı lisede beraber okuduğum Ahmet Atakan çatıdan nasıl düşerdi? Başından gaz kapsülüyle vurularak mı düşmüştü, biri aşağıya mı itmişti, dengesini kaybedip mi düşmüştü? Bütün bu ihtimaller konuşuldu, fakat ne fark ederdi ki! Bu 3 can ne uğruna öldü? Bizi asıl ilgilendiren 3 canımızın nasıl öldüğü değildi. Onlar haksızlığa karşı boyun eğmeyip özgürlükleri için, eşitlik için AKP diktatörlüğüne karşı direnirken öldürüldüler. 3 direniş şehidimizin cenazelerine binlerce kişi katıldı, onları son yolculuklarına uğurlarken söz verildi, katillerden hesap sorulacaktı. 3 acılı ailenin canından can gitmişti, evlatlarını kaybetmenin acısını onlardan başka kim o kadar derinden yaşayabilirdi ki! Acılı aileler artık daha fazla ölüm yaşanmasını istemiyordu. Armutlu halkı Gezi direnişinde çok ağır bedeller ödedi. O günlerden sonra ailelerin isteği ve mahalle büyüklerinin araya girmesiyle direniş farklı boyutlara taşındı. İktidarın polisi ile çatışmalara girmek yerine, Abdullah Cömert’in ve Ahmet Atakan’ın hayatlarını kaybettiği yerlerde anma etkinlikleri düzenleniyordu.
Abdullah Cömert’in anısına, Hatay’ın Samandağ ilçesinden Antakya’ya Abdocan’ın evine kadar kilometrelerce barış zinciri oluşturularak dalından koparılan gül elden ele getirilip Abdullah’ın annesine verilerek anlamlı bir anma etkinliği yapıldı. Ahmet Atakan’ın ailesi tarafından “Sessiz Yürüyüş” adında bir anma etkinliği organize edildi, hepimiz siyah giyinip ellerimizde karanfillerle Ahmet’in vurulduğu yerden mezarına kadar sessiz, saygı yürüyüşü gerçekleştirdik. Yine Ahmet Atakan’ın ailesi tarafından organize edilen “Dilek Feneri” etkinlikleriyle bir gece aynı saatte Hatay’ın tüm noktalarından havaya dilek fenerleri bıraktık.
Armutlu’da eylemler sürekli direniş şeklinde olmadı. Bazı özel günler belirlenerek, eylemlerden zarar gören Armutlu esnafından alışverişler yapılarak esnafa sahip çıkıldı. Yine direnişlerin ara ara sürdüğü Ramazan ayında, bir gün Armutlu mahallesinde “Yeryüzü Sofrası” adlı bir etkinlik düzenlenerek yere yüzlerce metre sofralar açılarak yine halkın kendi getirdiği yemeklerle din adamlarının katılımıyla iftarlar açıldı.
Hatay barışın, kardeşliğin, hoşgörünün kenti olmaya devam edecek. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı ve Musevi’siyle birbirine kardeşlik zinciriyle bağlı bu kentteki barış ortamını kimsenin bozmasına izin verilmeyecek. Armutlu baskılara, dikta uygulamalara, zulme karşı boyun eğmeyecek, faşizme geçit vermeyecek. Ve 3 canımızın katillerinden hesap sorulana kadar direnişimiz hayatın her alanında sürecek.
Direnişlerimiz, haykırışlarımız, çığlıklarımız barış uğruna…
“Yurtta barış, dünyada barış!”
![]() |
Sinop'tan Gezi'ye Sesli İtiraz |
Bu yazı yazar Nazım Sılacı'nın "Sinop'tan Gezi'ye Sesli İtiraz" adlı Gezi Direnişi'ni anlatan kitabında yayımlanmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder