BOP’un Türkiye Ayağı “Kürt Baharı”
Amerika’nın Ortadoğu’da terörle mücadele ve iç güvenliği sağlama bahanesiyle Ekim 2001’de Afganistan’a saldırısı ve işgali, Irak’ı özgürleştirmek adına yapılan operasyon ve 19 Mart 2003’te Irak’ın işgal edilmesi BOP’un somut adımları olarak ortaya çıkmış ve projenin aşama aşama gerçekleştirilip devamının geleceğinin sinyalleri verilmişti. Nitekim 2011 yılında projenin yeni bir aşaması Arap Baharı’ydı.
Arap Baharı rüzgârları Mısır ve Libya’da esmeye başlamıştı. Ülkedeki küçük mezhep grupları kışkırtılmış, dikta ilan edilen krallara karşı ayaklandırılmıştı. Küresel güçlerinin silahlandırdığı bu gruplar rüzgârın etkisiyle mezhep çatışmalarını başlatmış, küresel medya “Arap Baharı” diye manşet atmıştı. Mezhep çatışmasını durdurmak ve halkını korumak isteyen devletin, küresel güçlerin silahlandırdığı gruplara müdahalesi, yine küresel odaklara göre dikta rejimin katliamı olarak değerlendirilmişti. BOP’un bahar aşaması başarıyla gerçekleşmiş ve tıpkı geçmişte Afganistan ve Irak örneklerindeki gibi, küresel güçler iç güvenliği sağlamak ve özgürlük adına 19 Mart 2011’de Libya’yı bombalamaya başlamıştı. Diktatör ilan edilen Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi hafızalara kazınacaktı. Saddam’ın ise asılarak öldürmesi unutulmayacaktı. Peki ya ölen milyonlarca Müslüman? Kimse sayısını hatırlayamayacaktır.
Aşama aşama gerçekleştirilen BOP’un sıradaki hedefi olacaktı elbet. Nasıl olsa geçmişte uyguladığı strateji tutmuş ve başarıyla gerçekleşen stratejileri yasalaşmıştı zaten. Evet, CIA bahar çalışmaları için, 2005 yılında Responsability to Protect (Koruma Yasası) çıkarmışlardı.
Yasaya göre, hedefteki ülkede etnik ya da mezhepsel bir grup oluşturulacak, sözde özgürlük için ayaklanan bu grup batıya, zulüm altında olduklarını ispatlayacaktı. Böylece küresel güçler iç güvenliği sağlamak bahanesiyle müdahale hakkına sahip olacaktı.
Sıradaki hedef ülke Suriye’ydi. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Alevi kökenli olduğundan dolayı oluşturulacak mezhepsel grup Sünni ağırlıklıydı. Ülkedeki silah ve uyuşturucu kaçakçısı kişilerden oluşturulan bu grup, yine Sünni halkın yaşadığı yere saldırarak ayaklanmalarını başlattı. Birçok insanı katledip, ortalıktan kayboldular. Bölge halkı, başkanları Esad’tan yardım istedi, Esad’ın ordusu kente girince halk tarafından büyük coşkuyla karşılandı. Fakat küresel medya tam tersini söylüyordu; ordu girdiği bölgeye saldırmış, Esad katliam yapmıştı!
Sıradaki hedef Suriye’de BOP’un aşamaları başlamıştı. Mezhepsel grup oluşturulmuş, ayaklanmalar düzenlenmiş, katliamlar yapılmış, medya baskısı oluşturulmuş ve tüm suç Esad’ın üzerine atılmıştı. Bir yandan küresel medya, Suriye’de silahların susmadığını, Esad’ın Sünnilere zulüm yaptığını söylüyor, diğer yandan Amerika başta olmak üzere İngiltere, İsrail ve onların uşakları Arabistan, Katar, Ürdün, Umman gibi Arap ülkeleri ve AKP hükümeti masa başında Esad’ı yıkmanın planlarını yapıyorlardı. Dünya’da tüm bunlar yaşanırken Suriye’de hayat hiçte söylenildiği gibi değildi. Aksine, yapılan saldırılar Suriye halkını daha da kenetlemiş, ülkenin her köşesinde Alevi’siyle Sünni’siyle Esad’a bağlılık mitingleri ve gösterileri düzenlenmiş ve geçmişte yapılan oyunlara alet olmayacaklarını vurgulamışlardı.
BOP’un aşamaları Suriye’de beklenmedik bir şekilde tutmamıştı. Esad ve halk kenetlenmiş vatan savunmasına geçmişlerdi. Amerika, Irak ve Libya işgallerinden sonra Suriye’ye müdahaleyi maddi boyutta göze alamıyordu. Başka aşamalar yeni planlar gerekiyordu. BOP’un Suriye’yi yıkacak aşaması Türkiye’ydi. Suriye sınırındaki Hatay ve Kilis’e kamplar kuruldu. Suriye’den silah zoruyla getirilen halk, Türkiye’de yaşam vaatleriyle kamplara yerleştirildi. AKP hükümetinin, sığınmacı misafirlerimiz olarak adlandırdığı grupların her türlü ihtiyaçları karşılanıyor, dahası bu kontrolsüz gruplar kentlerde rahatça dolaşabiliyordu. Bir süre sonra bu sığınmacıların da gerçek yüzleri ortaya çıktı. Bu gruplar hükümetin nitelendirdiği gibi sığınmacı misafirler değil, Suriye’de katliam yapan teröristler ve Amerika’nın emriyle kamplara yerleştirilen El Kaide üyeleriydi.
El Kaide üyelerinin kentlerde rahatça dolaşmaları kentteki halkın huzurunu iyice kaçırmış ve gerginliklere yol açmıştı. Bu gruplar geceleri Hatay’dan Suriye’ye girip, saldırı düzenleyip, tekrar kamplara dönüyorlardı. Suriye’ye girip katliam yaptıkları yetmiyormuş gibi Hatay’da özellikle Alevi kökenli vatandaşları tartaklıyorlar, polis ise duruma müdahale edemiyordu. Polis nasıl müdahale edebilsin ki, kendi tabirleriyle Tayyip Erdoğan’ı arayıp şikâyetçi olurlardı. Hatay ve Kilis’teki El Kaide üyelerinin sayısı gittikçe artıyor, Türkiye’nin şimdilik Suriye’ye karşı kullandığı bu tehlikeli bomba kendi elinde patlayacağı günü bekliyordu.
Suriye hedefini bu şekilde vurmaya çalışan küresel güçler, BOP’un Türkiye aşamasını da başlatmışlardı. Hatay ve Kilis’teki kamplarda kendi elimizle beslediğimiz El Kaide, Türkiye ayağının kolay aşaması olurken, küresel medya diğer aşamanın manşetini attı; “Kürt Baharı”
Jonathan Spyer, “Irak ve Suriye sınırlarındaki Kürt hareketiyle cesaretlenebilecek ‘Türkiye Kürtlerinin’ Türkiye’de ‘Kürt Baharı’nı başlatabileceklerini”’ yazıyor: Geçen yüzyılın ‘kaybedeni’ Kürtler, şimdinin ‘kazananı’ olacak gibi… ABD’nin Irak işgâli bölgede yarı özerk bir Kürdistan yarattı. Irak Kürt bölgesi, Türkiye ile ilişkileri normalleştirirken, bir yandan topraklarını ‘Kürt halkı’ adına Türkiye’ye karşı mücadele yürüten gerillalara açtı. Suriye’de ise Türkiye sınırı Kürt grupların denetiminde kaldı. Sonuç olarak, Türkiye’nin doğudaki iki sınırı da tehdit altında. Şemdinli’deki harekât ile bir ‘Kürt Baharı’ başlayabilir… O nedenle Türkiye tüm gücüyle savaşmakta…’
PKK, son günlerde Şemdinli ve çevresinde sürekli hareket halinde bulunuyor, bölgede bulunan karakollara baskın üstüne baskın yapıyor. Türkiye son haftalardaki yüzlerce şehidine ağlıyor. Hükümet, Şemdinli’de yüzlerce PKK’lı tespit ettiklerini ve en kısa zamanda müdahale edeceklerini söylüyor. Fakat her gün sürdürüldüğünü iddia ettikleri operasyonlardan bir türlü sonuç alınamıyor.
Bölgede PKK’nın rahatsız olduğu vali, kaymakam, emniyet müdürleri hükümet
eliyle tasfiye ediliyor. Yıllardır TSK’da görev yapmış paşalar hapse atılıyor.
Hükümet, BOP’un Türkiye aşamalarında küresel güçlerin işini kolaylaştırıyor ve
kendi mezarını kendisi kazıyor.
CIA’in Responsability to Protect, yani Koruma Yasası’nı tekrar yorumlarsak; hedef ülke Türkiye’de mezhepsel bir grup Kürtler seçilecek, Şemdinli’de alan savunması yapılacak ve zulme uğradıklarını uluslararası camiaya kanıtlayacaklar, küresel medyanın “Kürt Baharı” diye kamuoyu oluşturmasının ardından ayaklanma desteklenecek, katliamlar yapılacak ve dikta rejime karşı iç güvenliği sağlama bahanesiyle Türkiye işgal edilecek!
CIA’in Responsability to Protect, yani Koruma Yasası’nı tekrar yorumlarsak; hedef ülke Türkiye’de mezhepsel bir grup Kürtler seçilecek, Şemdinli’de alan savunması yapılacak ve zulme uğradıklarını uluslararası camiaya kanıtlayacaklar, küresel medyanın “Kürt Baharı” diye kamuoyu oluşturmasının ardından ayaklanma desteklenecek, katliamlar yapılacak ve dikta rejime karşı iç güvenliği sağlama bahanesiyle Türkiye işgal edilecek!
Bölgedeki sağduyulu ve bilinçli Kürt vatandaşlarımızın oyuna gelmemesini umuyorum.
1923 yılında, Mustafa Kemal Amerikalı gazeteci Issac F. Marcosson ile yaptığı röportajda; "Bir gün, Birinci Cihan Harbi'nden sonra Ortadoğu'da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır... O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri bu halkların değil, emperyalist güçlerin yanında yer alırsa, aynı akıbete kendileri uğrayacaktır... Ve Kurtuluş Savaşı'nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı, onların da hakkından gelecektir.." diyerek 89 yıl önce bugünlere işaret etmiştir.
Sessizliğimiz sizi yanıltmasın!
"Büyük fırtınaları koparan bulutlar bir araya gelirken sessizdir." - Onur Dönmezer
Güzel toparlamışsın. 7 kardeşin sırrı adlı belgeseli izedin mi ? İzle !! ( 4 bölüm )
YanıtlaSilTeşekkür ederim hocam. Hayır, henüz izleyemedim. İlk fırsatta izleyeceğim. Sağ olun.
Sil